Köşektaş'tan Portreler l Eşref Çelik l Şair Dr. Salim Çelebi l 3 Nisan 2026
Zordur kişilerin portrelerini yazmak; çok iyi tanımak gerekiyor her şeyden önce; notlarınız olması gerekiyor o anda tutulmuş, ki benim yok.
Etkilenmiş olmanız gerekiyor o kişiden; yaşam boyu unutulamayacak...
Ortak yaşantılarınızın olması gerekiyor; tadı damağınızda kalan...
Objektif olmanız gerekiyor; su gibi akıcı ve berrak...
Doğru olarak aktarmanız gerekiyor geçmişte olup bitenleri; ön yargısızca...
Ve kaynak olmanız gerekiyor; geleceğe ışık tutacak...
Komşumuzdu Eşref Amca; hem komşumuz hem de mahallemizin bakkalı. Biz çocukların, gereksinimleri ve istekleri belliydi: Balon, şeker, lokum, bisküvi...
Şekerlerin en güzelleri bulunurdu: Akide şekeri, sormuk şekeri, paşa şekeri...
Hoşumuza giden her şeyin en alâsı vardı dükkanında. Hele biz çocukların, ilk alındığında, şişirebilmek için bir hayli zorlandığımız balonları, şişirip kontrol ettikten sonra verirdi bizlere. Bazen de şişirme esnasında patlardı denemeye tabi tuttuğu balonlar...
İşi olduğunda, dükkanı Mehmet’e bırakırdı: Mehmet Uçara. Mehmet, Polis Koleji öğrencisiydi ve bizden 3-4 yaş büyüktü. “Bom bili bom..” türküsü eşliğinde tartardı müşterilerin istediklerini.
Kafeste keklikleri vardı Eşref Amcanın... Dükkanının önünde bakımlarını yapar, zevkle ve gururla dinlerdi ötüşlerini...
İyi bir avcıydı Eşref Amca. Ava gitmeden önce çiftesini temizler, barutu özenle doldururdu tüfeğine.
1950’li ve 60’lı yıllarda çok sert geçerdi Köşektaşımız’da kış mevsimi. O kadar sert ki, mezarlığa ve öze kadar gelirdi aç kurtlar. Açlıkla mücadele etmek onlar için de hayatta kalabilmenin temel koşuluydu. Canın yongası ya, kaybolan mal (büyük baş hayvan) bir zarara uğramasın diye kaygılanırdı mal sahibi. En çok da kurtların zarar verebileceği düşünülür ve Akif Amcaya (Cesur) kurtların ağzı bağlatılırdı.
Kış mevsimi, Eşref Amca için av mevsimiydi doğal olarak... Bazen kızdırırlardı “Mehmet (Tandoğan. Ercihanın babası) senden daha iyi avcı.” diye.
Yazın, doyumsuz sohbetler yapılırdı bakkal dükkanında: Abdurrahman Amcanın muzipliklerle dolu anı ve fıkraları kahkaha fırtınaları estirir, Seyit Abi, (Cesur) askerdeyken bölük komutanını nasıl bıçakladığını anlatırdı ballandıra ballandıra.
Kışın, özellikle de Ramazanda, akşamları tombala çekilirdi.
Aynı zamanda köyümüzün dişçisiydi Eşref Amca. Bir ilkbahar gecesi, sabaha kadar uyuyamamış ve hüngür hüngür ağlamıştım çürüyen azı dişimin verdiği acıyla. Sabah babamla beraber koştuk Eşref Amcaya. Morfin Hak getire!.. O, paslı kerpeteniyle bir yakaladı dişi; içe, dışa büktü ve elime verdi çıkan kemik parçasını.
Köyümüzün doktoruydu da Eşref Amca. Derma (Dermatit) yazardı. Sol kulak altımda, yumurta şeklinde ve büyüklüğünde, kaşıntılı bir cilt hastalığı belirmişti. Yine koştuk Eşref Amcaya. Dikkatlice baktı, üzerine tükürdü ve dudaklarını kımıldatarak, yani bir şeyler okuyarak elindeki güvezi kalemle çiziktirdi üzerini. Birkaç gün sonra soldu ve sönerek düzeldi hastalığım. O zamanlar, bu tür deri hastalıklarının, kalemin yapısında bulunan “Potasyum per manganat (KMnO4)” adlı kimyasal madde nedeniyle değil de Eşref Amcanın okuması sonucu iyileştiğine inanılırdı.
Eşref Amcanın abisi Kırşehir Ziraat Bankasında çalışırdı. Çocukları, yazın genellikle tatillerini köyde geçirirler; Eşref Amcalarda kalırlardı. En büyükleri Nusret iyi arkadaşımdı. (Uzun yıllar Kırşehir sporun kaleciliğini yapan Nusret; öğretmen oldu ve duyduğuma göre kan kanserine yakalanarak yaşamını yitirdi.)
Gô Kıyıda, herkes gibi bizim de elmalığımız vardı. Eşeğe binerek Nusret’le gittik elmalığa. Ağaçlar meyve yüklü, toprak çeşitli zerzevatlarla (Sebze) kaplıydı. Elmalığımız, Hacı Mehmet Amcaların (Yücel Yıldızın babası) elmalığı ile bitişikti.
Eşekten iner inmez, benim, "Yapma! Etme!" diye yalvarmalarıma rağmen Nusret gitti; Hacı Mehmet Amcaların elmalığından bir kavun ve bir karpuz kopardı. Aynı anda da uzaklardan bir bekçi düdüğü acı acı öttü. Biliyordum başımıza geleceği. Bizim bahçeden alacaklarımızı alelacele aldık ve köye geldik.
Gözüm hep yoldaydı. Bekçinin evlerimize doğru geldiğini görünce, utancımdan dam başına çıktım, saklandım. Bekçi, öfkeli bir ses tonuyla Nusretin yaptıklarını anlattı Eşref Amcaya; anlattıkları saklandığım dam başından duyuluyorduk zaten. Rahatladım: Bekçi, kavun ve karpuzu Nusret’in çaldığını, benim yapmadığımı söylemişti. Eşref Amca, “Utanmıyor musun? Evde kavun karpuz mu yok? Başkalarının malını hangi hakla çalarsın? El aleme rezil ettin beni!” sözleriyle epeyce haşlamıştı yeğenini.
2008 yılında, Hacıbektaş Veli Anma Etkinlikleri nedeniyle verilen şiir ödülünü almak amacıyla, gittiğimde, köyümüze de uğradım. Eşref Amcayla beraber, 6-7 kişi dükkanın önünde oturmuş sohbet ediyorlardı. Ayaküstü konuştuk birkaç dakika. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden...
Sağlıklı, mutlu ve uzun bir ömür diliyorum Eşref Amca. Renkli kişiliğini ve biz çocuklara yaptığın yardım ve hoşgörünü unutabilmek mümkün mü?
Şair Dr. Salim ÇELEBİ