Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi3
Bugün Toplam145
Toplam Ziyaret754114
Cücüğü Çullu Dağı

Fotograf - Kuddusi Şen. Yıllar önce çekmiş olduğu bu fotografla aşağıdaki tadımlığı süslemiş olan Kuddusi Şen'e çok teşekkür ederiz!
kosektas.net 

Biraz gerçek, biraz söylence; Köşektaş’ın güney yönündeki dağın adı “Cücüğü Çullu” dağıdır. Yüksekliği, her yerine traktör gibi araçlarla gidilebilindiğine bakılacak olursa, aşınmış bir tepedir. Güney yamaçlarında Büyükkışla, İğdelikışla, Kuyulukışla, batısında Aşağıbarak köyleri, doğusunda Sarılar kasabası bulunmaktadır.

Yaşlıların anlattıklarına göre; Köşektaş Köyü kurulmadan önce, dağın kuzey yamaçlarından Uçkuyu’ya değin uzanan yerler Baraklılarınmış. Baraklılar, mayıs ayı başlarında bugünkü Sivribağ çevresine, evlerinde neleri varsa; koyun, kuzu, keçi, oğlak, tavuk hatta civcivlerini de alarak  yaylaya  göçerlermiş.

Bazı yıllar, mayıs ayında yaman soğuklar olduğundan, ağaçların çiçek ve meyvelerini bile don vururmuş. O soğuklarda cücükler ölsün mü? Onların da sırtlarına çul dikerek korumaya çalışırlarmış.

Dağın adı, cücüklerin üstüne örtülen çuldan gelir, derler. Kimbilir belki de uzaktan öyle görünüyordu. 

Celalettin ÖLGÜN

Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi

Köşektaş Köyü'nde baharın habercisi leylekler, yuvalarına yerleşmeye başladılar. Geçtiğimiz yıl yaz aylarının sonunda Anadolu'dan ayrılarak sıcak ülkelere göç
eden leylekler, havaların ısınmasıyla birlikte yeniden dönüş yaptı.

Özcan ANTİKE 

 

LEYLEKLER BİZİM KÖYÜ ÇOK SEVERDİ

 
 
Soğuk suyun akışı, Serçelerin ötüşü,
Gökyüzünde şenlikti, Leyleklerin uçuşu...

Lütfullah ÇETİN

 

18 Mart 2017, Cumartesi l Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi l Lütfullah Çetin

Yerkürenin kuzey yarısında, ekvator ile kuzey kutbu arasındaki bölgelerde, havanın nisan ve mayıs aylarından itibaren ısınmaya başladığını nereden bildikleri şaşırtıcı, hatta mucize olan leylekler, sıcak yaz aylarını geçirmek için, soğuk kış aylarını geçirdikleri bölgelerden geri dönerler, beş – altı ay gibi uzun bir süre bizim köyde kalırlardı.

Altı - yedi ay gibi uzun bir zaman sonra, o kadar uzak mesafeleri katedip bizim köye gelen leylekler, sanki pusulaları varmış gibi, hedeflerini şaşırmadan, Süllü amcanın tuvaletinin üzerindeki, daha tam anlamıyla hazır olmayan yuvaya konarlar, gagalarını tüylerine gömerler, tüylerini kabartıp gerneştikten sonra, huzur içinde uykuya dalarlardı.

Önce erkek leylek gelirdi. Çok telaşlı bir şekilde, geçen yıl bırakıp gittiği yuvayı çubuk ve otlarla onarıp yenilemeğe başlardı. İşi bittiğinde ise, özlem içinde, başını gökyüzüne çevirip, dişisinin gelmesini beklerdi. Takriben bir hafta sonra, dişi leylek de, erkek leylek tarafından onarılmış olan yuvaya döner ve hemen yerini alırdı.

Leyleklerin birbirlerini karşılama töreni oldukça ilginç olurdu. Yuvanın sahibi erkek, dişisini karşılamak için kanatlarını hızla çırpar ve gagasıyla tıkırdardı. Daha sonra, etraflarına aldırmadan, en güzel anlarını yaşamaya başlarlardı. Baş döndüren bir yükseklikte gerçekleşen bu tutku dolu sevgi gösterisinin meyvesi dört veya beş yumurta olurdu. Takriben dört, bilemediniz beş hafta sonra tüy yumağı civcivler yumurtalarından çıkmaya başlarlardı. İşte bundan sonra anne ve baba leylek için telaş başlar, baba leylek, çığırtkan yavrularının büyümeleri için gerekli solucan, çekirge ve sümüklü böcek bulabilmek için harekete geçer, hatta bir süre sonra talep daha da artar; fare, kurbağa ve yılanlar sofrayı süslerlerdi.

Baba leylek yavrularını beslemekle yükümlü iken, anne leylek, kanatlarının altına alarak, yavrularını yağmur, fırtına ve kızgın güneş sıcağından korurdu.

Evin sahibi Süllü amca, doğal yaşamın bir parçası olan leylekleri gözü gibi korur, doğum yerlerine ilk kez geri dönen genç leyleklerin yuvayı onarmalarına yardımcı olur, onlara taş attırmaz, yuvadan düşüp yaralanan körpe yavruların yaralarını sarar, iyileşmelerini sağlardı.

Leylekler, hava soğumaya başlar başlamaz, başka bölgelerden gelen leyleklerle birleşerek, gökyüzünde seyredeğer bir görüntü oluşturduktan sonra, yolculuk rotaları olan Güney Afrika, Körfez, Süveyş, ve İsrail'e doğru yola koyulurlardı. 

Süllü amca: Süleyman Ceyhan.

Bilgi: İlk kez 14 Nisan 2004 tarihinde yayınlanmış olduğumuz “Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi” adlı bu yazının değişik bir nüshası Özgür Ansiklopedi Vikipedi'ye bağışlanmıştır.

Lütfullah Çetin l Leylekler Bizim Köyü Çok Severdi l 14 Şubat 2004

Yorumlar - Yorum Yaz
Güneş Kartalkaya'dan Doğar



Güneş Kartalkaya'dan Doğar
İbrahim ÇÖL

Her yerde bir kartalkayası vardır. Bizimki hepsinden sıcak ve yumuşaktır.

Güneşin Kartalkayadan doğduğu zamandı. Sabahları sırtlarında bütün kitapları. Küçücük dev sanılan adımları… Okula ilk gelmenin ilklik heyecanı, coşkusu… Güneşle ısınan ve ısıtan duygu… Ana yüzüne ilk gülüşteki ananın mutluluğu.

Derste nasıl bulduklarını hâlâ anlayamadığı hep birlikte öğrenme arzusu… Nerden ve nasıl oluştu. Ya da nasıl oluşturuldu.

Sabahın güneşi yalarken karşı bağın zerdalilerini, ısınır derslerimizdeki kabarmış bilgi açlığı…

Yeniden açmış doğa. Tüm cömertliği ile yeniden oluşur börtü böcek ve çiçekler. Toprağa karışmış, gerinir kirpi ve tosbağalar.  Kıdemli toplama kampı gözcüleri yercüğürceler. Oradan buraya kayarken kuyruğunu kaybeden diyetçi kelenkesteler.

Her teneffüs yonca bahçesi karıklarda karakucak güreşi. Zeytinyağı  ter. Zil çalar sivrinin üzerindeyken güneş.

Huysuz Arap ve İngiliz tayları gibiydiler. Tayfur, Yunus ve Serkan. Çantalarını ne ederlerdi bilmem. Okul hademesinin kolu daha sallanmadan zil çalardı içlerinde. İyi geçmiş hem öğretmeni hem de çocukları doyurmuş ders günü. Ünlü öğretmende bir şey demezdi bu aceleciliğe. Koşarken  dikilen yeleleriydi alnında Yunusun.

Uzun kış bitmiş, kar yumuşatmış kabaran topraktı tarlalar. Keliler merdiven basamağı, yün yataklardan. Eğrilen yol  bile kadifeden. Koyaklarda küçük ak birikintiler bozuyordu kahverenginin bütünlüğünü. Kendi gelen ekin ve taze tek tük çimenlerdi yeşil. Öksüz oğlan çiçeği çiğdem nevruz ve çalık bozu doğanın süsü…

Bizimkiler süvarilerinin zafere alışkın tayları gibi fırladılar. Altlarındaki toprağa her basışlarında bilmiyorlardı dünyanın en uygun kulvarında olduklarını.
İlk gören ilk koparan olmak ne mutluluktu çiğdemi nevruzu. Zafer sarhoşluğu  muydu ne… dikilmeden ikincisine kopuş… Güneş sivriye urgan boyu kalır, serinlik ve loşluk hatırlatır geri dönüşü.

Susaşır terler miydiler.

Nasıl uçarlardı gelişlerinde.

Kıyınardından köye süzülen kartal gibiydiler.

Gökkıyı, sualgın, acı, yalnızmezer, üçkuyu, kızltepe, eskibağlar, duranın çeşmesi, sivri, balitepesi, bitli…

Özgürlük bu olsa gerek.

Yoksa özlem mi…

İbrahim ÇÖL